Buradan geri dönüş yok!

Genellikle 40 yaş üstü kişilerde görülen diyabet ya da bizim çokça kullandığımız tabirle ‘şeker hastalığı’ tipi. Peki nasıl ortaya çıkıyor? Pankreas yeterli miktarda insülin (kan şekerini düzenleyen bir hormon) salgılayamıyor. Veya salgılanan insülin yeterli derecede kullanılmıyor. Sonuç vücuda kan şekerinin yükselmesi olarak yansıyor. Bu tip diyabetiklerde rahatsızlık uzun yıllar klinik belirti vermeyebiliyor. Ancak tespit edildiği zaman kişilerin hayatını eskiye dönüş olmamacasına, kökten değiştiriyor.
Peki bütün bunların uykuyla ne ilgisi var? Riski artıran birincil neden, hormon seviyelerinin sıfıra inmesi. Özellikle yetersiz uyku durumunda yemekten sonra vücutta daha az insülin salgılanıyor. Bu arada vücut daha fazla stres hormonu (kortizol gibi) salgılıyor. Bu durum uyanık kalmaya yardımcı oluyor ancak insülinin işini etkili şekilde yapmasını zorlaştırıyor. Net sonuç: Kan dolaşımında çok fazla glikoz kalıyor ve bu da tip 2 diyabet geliştirme riskini artırabiliyor. Özellikle uykunun en canlandırıcı aşaması olduğu düşünülen yavaş dalga veya derin uykudaki azalma, kan şekeri kontrolünün sürdürülmesinde önemli rol oynuyor.
Buna ek olarak, az uyumak iştahı artırıp tokluk seviyesini azaltıyor; bu da özellikle karbonhidrat ve şekerli yiyecekler istememize neden oluyor. Ve zamanla işler hızla kilo almaya, hatta obeziteye dönüşüyor. Uykusuzluk sadece birkaç gün sürerse bu etkiler tersine çevrilebiliyor ve insülin seviyeleri iyileşebiliyor. Yani bir son teslim tarihine uymak veya acil bir durumla başa çıkmak için arka arkaya birkaç gece az uyursanız diyabete yakalanacağınızı düşünmeyin tabii. Sadece bunu bir alışkanlık haline getirmeyin. Yeri gelmişken tekrar hatırlatalım; her gece 7-9 saat kesintisiz uyku hem sağlığın hem de hayat kalitesinin temeli.