Çocukluğun neşeli yaz tatilleri, ergenliğin eve gece geç gidebilme telaşı, olgunlukta curcunasıyla kaçırtmayan tatlı dokusu… Tıkırtılı arnavutkaldırımı, cumbalı evleri, derin deniz tutkusu… Bol malzemeli çıtır tostu, meşhur lokması, ille sakızlı kurabiye kokusu… Ayvalık’ta her yaşın ayrı bir güzelliği, coşkusu, lezzeti var. Üstelik şimdi bahar. O halde istikametimiz belli!

Yatsan

Ayvalık, benim açımdan dönemlere ayrılmıştır. Çocukluk ve gençlik döneminden başlayalım dersek, 1990’lı yıllara uzanmamız gerekir. Balıkesir’in bir ilçesi olan Ayvalık daha çok Ankara’da denize hasret bir kesimin yazlık hayallerini süsleyen, Balıkesir yerlisi için ise hafta sonu planlarını yaparken Erdek ve Gömeç arasından sıyrılan bir bölgedir.

Her dönem için Ayvalık’ın sundukları farklıdır. Çocuk veya ergenken Ankara’dan yaz tatili için yola çıktığımızda kapattığım gözlerimi, her defasında denizin derin mavi manzarasıyla sizi karşıladığı, Şirinkent Sitesi’nin girişindeki yokuş aşağı inen yolda açardım.

Her yaşta Ayvalık tostu lezzetlidir ama ergenlikte, gecenin geç saati evlere girmeden son durak olan Avşar Tost’ta bir başkadır. “Her şey olsun mu” sorusunun cevabı hep, “Her şey olsun!” olacaktır. Midyeci çoktur ama hep limanda meydandaki taksi durağının karşısına yerleşen, günlük gezi teknelerinin önünde bekleyen midyecide durulur. Lor tatlısı her evde belki pişer ama İmren Pastanesi’nin lor tatlısı ve sakızlı kurabiye kokusu tüm sokağı sarar.

Sokaklarda Girit esintileri

Ayvalık’ta sıklıkla duyulan zamanın durduğu hissi, eski Rum evlerinin ve arnavutkaldırımlarından oluşan yolların bize yaşattığı tarihi yolculuğun bir sonucudur.

1923’te yenilgiden sonra Yunanistan’a göç eden Rumların sayısı 650 bine ulaşınca; barınacak yer, yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarının karşılanması sorunlarıyla karşı karşıya kalan Yunanistan, Müslüman Türklere baskı yapmaya ve onları göç etmeye zorlamaya başlar. Gelen göçmenler Tekirdağ, İstanbul, Mudanya’ya, Zonguldak’tan Gelibolu’ya kadar yerleştirilir. Girit ve Kandiye’den alınan Müslüman göçmenler ise Mersin, Silifke, Marmaris, Bodrum, Çanakkale ve Ayvalık’a taşınır. O yüzden halen Ayvalık Merkez ve Cunda sokaklarında Girit esintileri, Rum melodileri duyulur. Cumbalı evlerin camlarında tencerelerini ocakta ılık bırakıp evlerini terk etmek zorunda kalmış Rumların siluetleri görülür.

Ayvalık’ta Rumların yaşadığı dönemden kalan 4 binden fazla tarihi ev bulunur. Bunların 1860 tanesi kayıt altına alınarak tasdik edilmiştir. Bu da burayı tescilli tarihi evleri en fazla bölge yapar.

90’lı yıllarda Cunda’ya akşam günbatımında gidilir, kıyı şeridinde ağdan dönen balıkçılara baka baka dolaşılırdı. Bazen balıkçılardan birine oturularak balık yenir, bazen de bir dondurma alınıp yavaş yavaş akşam açılan hediyelik eşya stantlarına bakarak gezilirdi. Her stantta ‘Meşhur Cunda Lokması’ yazsa da Ayvalıklılar için lokma Cunda’da değil Çamlık çay bahçesinde yenirdi.

Günümüze doğru gelindiğinde en çok değişiklik Cunda (Alibey) Adası’nda oldu. 24 adalı Ayvalık’ın sonradan yarımadaya çevrilen bir parçası olan Cunda, Kurtuluş Savaşı’nın ilk direnişini gösteren grubun başındaki Yarbay Ali Çetinkaya’dan esinlenilerek Alibey Adası olarak da anılmaya başlanmış bir yer. Bu nedenle de daha çok Alibey Adası demeyi ve kahraman ruhları hatırlamayı tercih ederim.

Alibey Adası girişinde bir yel değirmeni, yanında da eski Agios Yannis Kilisesi bulunur. 2007 yılında, Rahmi Koç’un kültür varlığı olan bu eserlerin kurtarılmasına yönelik girişimleri, maddi ve manevi katkılarıyla restore edildi. Kitaplığa dönüştürülen bu yere, Muhtar Kent’in merhum babasından kalan 1300’ü aşkın kitabı hediyesine teşekkür amacıyla, Necdet ve Sevim Kent Kütüphanesi adı verildi.

Yel değirmeninin bulunduğu bu tepeden baktığınızda, tüm ihtişamıyla yükselen Taksiyarhis Kilisesi de bugün, Koç Ailesi’nin desteğiyle restore edilerek kendi koleksiyonlarının sergilendiği bir müze. Gençlik döneminde oturup geziden dönen tekneleri izlediğim kıyıdan şimdilerde arka sokaklarını gezdiğim, kafelerinde oturduğum ve Yunanistan’da bir adadaymışım gibi meyhanelerle çevrili avlu alanlara çıktığım bir beldeye dönüştü Cunda.

Yatsan

Nerede, ne yenir?

Bir tat ya da kokuyla hatıraların kalıcılığı ve boyutu nasıl değişip gelişiyorsa, Ayvalık’tan güzel hatıralarla ayrılmanın bir diğer yolu da eşsiz lezzet duraklarına uğramaktır.

Ayvalık’ın en az değişen yeri olan çarşısı, İş Bankası’nın bulunduğu meydan ve sayıları artsa da lokasyonu değişmeyen Ayvalık tostu büfeleri her gelişinizde size zamanın gerilerine doğru yolculuk yaptırır. Ben meşhur Avşar Tost Büfe’nin bir minibüsün içinde servis verdiği dönemleri bilsem de artık rakip çok ve lezzet için daha fazla emek gerekiyor. Son ziyaretlerimde meydandaki İş Bankası’nın yan sokağında bulunan Hacıoğlu Aşkın Tost Evi’ni tercih ediyorum.

Ayvalık denince akla balık, balık restoranı denince de ya Bay Nihat ya da Tik Mustafa’nın Yeri gelir. Son yıllarda inanılmaz rağbet gören, gördükçe de fiyatların yükseldiği bu iki restoranda da yer bulmanız sezonda zor olur; rezervasyon yaptırmak gerekir.

Şef Mehmet’in Balık Evi veya Setur Marina’da yer alan Karina da, balık temalı bir akşam yemeği için şans verilmesi gereken restoranlardır. Özellikle Karina’daki deniz mahsullerinin çeşitliliği yüzünüzü güldürür. Menüdeki kum midyeleri aslında Ayvalık sahillerinin en bol bulunan deniz canlısının, güzel bir yorumu kabul edilebilir.

Bu bölgenin şarap kavı kuvvetli restoranları olduğunu söylemek yanlış olmaz. Her gün balık yemek gerekmediğinden akşam yemeği için Ayna Cunda gibi atmosferiyle büyüleyen ve dünya mutfağı hizmeti veren yerler de tercih edilebilir. Üstelik mekân, yüksek tavanlarından aşağı kadar inen tül perdeleriyle romantik bir ortam sunar. Alternatif olarak, Tipota Makarna’nın el yapımı makarna çeşitleri ile L’arancia Cunda’nın büyüleyici avlusu ve İtalyan mutfağıyla öne çıkan menüsü arasında kararsız kalmanız olağan kabul edilir.

Cunda’nın arka sokaklarına geçtikçe hava değişir ve meydanlara müziklerini bırakan meyhaneler kısmı başlar. Tamam Meyhane bu tarz bir deneyim için iyi bir tercih olabilir.

Günbatımını izlemeden olmaz

Ayvalık demek, günbatımı demek olduğundan herkesin en azından bir gününü bunu en güzel haliyle izleyebileceği lokasyonlara ayırması gerekir. Burada günbatımını bu kadar özel yapan sadece deniz ve güneş değil, aynı zamanda etrafında yer alan irili ufaklı 24 adanın görüntüsüdür. İdeal izleme noktalarından biri, Midilli Adası’na kadar uzanan geniş ve panoramik bir görünüm sağlayan Şeytan Sofrası’dır. Bir diğeri ise eski yel değirmeni ve Agios Yannis Kilisesi’nin olduğu bölgedir.

Daha keşfedilmemiş bir yer arıyor ve bunu romantik bir yemek eşliğinde ufak bir maceraya dönüştürmek istiyorsanız, Trata Ayvalık adlı gezici restoranı mutlaka denemelisiniz. Konumu her gün değişen, rezervasyon sahiplerine bilgi ve lokasyonun o gün yollandığı bu konsept, gittiğinizde bembeyaz masa örtüleri ve ambiyansıyla sizi şaşırtacaktır. Bu değişik deneyim için Trata Ayvalık’ın sosyal medya hesaplarına göz atabilirsiniz.

Sarımsaklı plajlarının olduğu kısımdan girip, Ayvalık’a dış yoldan, arkadan geçerim derseniz keskin zeytinyağı kokusu boğazınızı yakar. “Bu topraklarda 24 ayar bir şey arıyorsak, o altın değil, zeytinyağıdır” der Sunay Akın. Ayvalık denildiğinde de bölgenin, turizmden çok daha eski, en önemli geçim kaynağı zeytinyağı üretiminden bahsetmemek haksızlık olur. İlçe sınırlarına girer girmez her kalitede ve fiyatta zeytinyağına ulaşabilirsiniz. Hasada göre zeytinyağının lezzeti değiştiğinden alacağınız zaman denemenizi ve en çok hoşunuza gideni tercih etmenizi öneririm.

Dalış turizmi için de çeşitliliği yüksek kıyılara sahip olan Ayvalık, yılda 30 bin dalgıç veya dalgıç adayını derin sularında misafir eder. Hangi dönemin, hangi yaşımın daha güzel olduğuna karar veremediğim Ayvalık, benim için 24 ayar bir altındır ve her gidişimde parıltısından kaybetmeden öylece durur.