Bilgisayarlarımız, akıllı telefonlarımız vasıtasıyla her gün yakından gözlemliyoruz: Tıkır tıkır çalışan her makinenin bir noktada şarjı bitiyor. Vücudumuzun işleyişi de bundan farklı değil aslında. Hastalanıp tükenmemek, beyin fonksiyonlarımızı sürdürmek, kısacası yaşayabilmek için şarj edilmemiz gerekiyor.
İşte onun adı uyku. Peki sistem nasıl çalışıyor? Anlatıyoruz…

Uykunun amacı hakkında hâlâ çok fazla şey bilinmiyor. Ve neden uyumamız gerektiğine dair tek bir açıklama da yok. Çünkü bu kusursuz denklemde birden çok sebep bulunuyor. Gelin, baştan başlayalım…
Uyku, vücudun ve zihnin yeniden şarj olmasını sağlayan, uyandığımızda tazelenmiş hissettiren temel bir dürtü. Sağlıklı uyku ayrıca bedenin sağlıklı kalmasına, hastalıklardan uzak durmasına yardımcı oluyor. Yeterli uyku olmadan beyin de düzgün çalışamıyor. Bu durum da haliyle konsantre olma, net düşünme ve hatıraları işleme yeteneklerini bozabiliyor.
Çoğu yetişkin için 7-9 saat gece uykusu yeterli. Gençlerin ve özellikle 5 yaşından küçük çocukların çok daha fazla uykuya ihtiyaçları var. Ama bazen çalışma temposu, günlük stres faktörleri, uygun olmayan bir yatak odası ortamı ve tıbbi koşullar, ideal süreye ulaşmamızı engelleyebiliyor. Sağlıklı bir beslenme ve pozitif yaşam tarzı alışkanlıkları, her gece yeterli miktarda uyumanın temel taşları. Ancak bazen kronik uyku eksikliği, bir uyku bozukluğunun ilk belirtisi de olabiliyor.

Uyku döngüsü nasıl devam ediyor?

Peki ne zaman uyuyoruz? Uyku döngümüz nasıl devam ediyor? 
Burada, kendimizi ne zaman yorgun ve yatağa hazır ya da tazelenmiş ve uyanık hissedeceğimizi kontrol eden biyolojik saatimiz iş başında. Bu saat, ‘sirkadiyen ritim’ olarak da bilinen 24 saat 15 dakikalık ve son derece hâkim olduğumuz o tempoda çalışıyor: Uyandıktan sonra gün boyunca giderek daha fazla yoruluyoruz; bu his, akşam yatmadan önce zirveye çıkıyor.
Bu uyku-uyanıklık döngüsünün merkezinde, uyanık kaldığımız her dakika beynimizde artarak üretilen ve kabaca ‘uyku kimyasalı’ olarak bilinen adenozin var. Yani “Çok uykum geldi” cümlesinin bilim dilindeki karşılığı “Beynimde adenozin miktarı çok arttı” olabilir! Biz gün boyu yoruldukça adenozin seviyeleri yükseliyor. Ve vücut uyku sırasında bu bileşiği parçalıyor.
Işık da sirkadiyen ritmi etkileyen bir başka faktör. Beyinde hipotalamusun ön bölgesinde bulunan ve yaklaşık 20 bin nöron içeren üst kiyazmatik çekirdek adlı bölüm bu işten sorumlu. Burası, gözler doğal veya yapay ışığa maruz kaldığında, retinadan aldığı sinyalleri işleyen hücre kümesi. Bu sinyaller, beynin gece mi gündüz mü olduğunu belirlemesine yardımcı oluyor. Akşamları doğal ışık kaybolduğunda vücut uyuşukluğa neden olan bir hormon olan melatonin salgılıyor. Sabah güneş doğduğunda ise sıra, enerji ve uyanıklığı teşvik eden kortizol hormonunun salgılanmasına geliyor.
Tüm bu bilgiler ışığında vücudumuzun neden uykuya ihtiyaç duyduğunu madde madde özetlersek…

Enerjiyi korumak için uykuya ihtiyacımız var. Zamanımızın bir kısmını uykuda geçirerek kalori gereksinimimizi de azaltıyoruz. Uyku sırasında metabolizma hızımız düşüyor. Araştırmalar insanlarda 8 saatlik uykunun, uyanık olduğumuz zamana göre günde yüzde 35 oranında enerji tasarrufu sağlayabileceğini gösteriyor.

Vücudun kendini yenilemesi için uykuya ihtiyacımız var. Uyku, hücrelerin onarılmasına ve yeniden büyümesine destek veriyor. Kas onarımı, protein sentezi, doku büyümesi ve hormon salımı gibi hayati işlemler uyku sırasında gerçekleşiyor.

Beyin işlevlerinin kusursuz sürebilmesi için uykuya ihtiyacımız var. Uyku, sinir hücrelerinin yeniden düzenlenmesini sağlıyor. Beynin atık temizleme kanalı diye özetleyebileceğimiz glenfatik sistem, bu atıkları merkezi sinir sisteminden temizlemeye biz uykudayken başlıyor. Yani gün boyu beyin hücreleri arasında biriken toksik maddeleri beyinden uzaklaştırıyor. Bu da uyandığımızda beynimizin iyi çalışmasını sağlıyor. Araştırmalar ayrıca uykunun kısa süreli anıları uzun süreli anılara dönüştürerek, sinir sistemini karıştırabilecek gereksiz bilgileri silerek veya unutarak hafıza işlevine de katkıda bulunduğunu gösteriyor. Öğrenme, hafıza, problem çözme, yaratıcılık, karar verme, konsantrasyon gibi pek çok yeteneğimiz uykuda pekişiyor. 

Duygusal sağlığın korunması için uykuya ihtiyacımız var. Uyku sırasında beynimizin amigdala, striatum, hipokampus, insula, medial prefrontal korteks gibi duygu durumumuzu düzenleyen bölgelerinde beyin aktivitesi artıyor, böylece sağlıklı beyin fonksiyonu ve duygusal istikrar destekleniyor. Uykunun duyguyu düzenlemeye nasıl yardımcı olabileceğinin bir örneği amigdalada görülüyor. Beynin temporal lobunda bulunan bu kısım, korku tepkisinden sorumlu. Yani bir tehditle karşılaştığımızda tepkimizi kontrol eden şey burası. Yeterince uyuduğumuzda amigdala daha uyumlu yanıt verebiliyor ancak uykudan mahrum kalırsak aşırı tepki verme olasılığı daha yüksek oluyor. Araştırmalar, uyku ve ruh sağlığının iç içe olduğunu gösteriyor. Bir yandan uyku bozuklukları, akıl sağlığı sorunlarının başlamasına ve ilerlemesine katkıda bulunabiliyor; öte yandan zihinsel sağlık sorunları da uyku bozukluklarına neden olabiliyor.

Kilo kontrolü için uykuya ihtiyacımız var. Bu konuda söz sahibi iki hormon, iştahı artıran grelin ve yedikten sonra tokluk hissini artıran leptin. Uyku sırasında grelin azalıyor çünkü uyanık olduğumuz zamana göre daha az enerji kullanıyoruz. Ancak uyku eksikliği grelini yükseltip leptini baskılıyor. Bu dengesizlik daha çok acıkmaya, bu da daha fazla kalori ve haliyle kilo almaya neden oluyor. Yani obezite, metabolik sendrom ve tip 2 diyabet riskini artırmak istemiyorsak uykumuza dikkat etmeliyiz.

İnsülin dengesini koruyabilmek için uykuya ihtiyacımız var. İnsülin, pankreas tarafından salgılanan ve hücrelerin enerji için glikoz veya şeker kullanmasına yardımcı olan bir hormon. İnsülin direnci söz konusu olduğunda hücreler bu hormona düzgün yanıt vermiyor. Bu durum, yüksek kan şekeri seviyelerine ve sonunda tip 2 diyabete yol açabiliyor. İnsülin direncine karşı koruma sağlayabilecek silahlardan biri uyku. Ayrıca beyin uyku sırasında daha az glikoz kullanıyor, bu da vücudun genel kan şekerini düzenlemesine yardımcı oluyor.

Kalp hastalığı riskinden uzak durmak için uykuya ihtiyacımız var. Artık net bir şekilde biliyoruz; bir yetişkinin gecede en az 7 saat uyuması gerekiyor. Düzenli olarak bundan daha azını almak, kalp sağlığına zarar verebilecek sorunlara yol açabiliyor. Neler mi? Yüksek tansiyon, artan sempatik sinir sistemi aktivitesi, yüksek kortizol seviyeleri, artan kilo, insülin direnci…

Sağlıklı ve güçlü bir bağışıklık sistemi için uykuya ihtiyacımız var. Araştırmalar uyku yoksunluğunun bağışıklık tepkisini engelleyebileceğini ve vücudu mikroplara duyarlı hale getirebileceğini gösteriyor. Vücut uyku halindeyken enfeksiyon ve iltihapla savaşan proteinler olan sitokinlerin yanı sıra belirli antikor ve bağışıklık hücreleri üretiyor. Bu moleküller birlikte çalışıp zararlı mikropları yok ederek hastalığı önlüyor. Bu yüzden hasta veya stresli olduğumuzda uyku daha da büyük önem kazanıyor. Çünkü bu zamanlarda vücudun daha fazla bağışıklık hücresine ve proteine ​​ihtiyacı oluyor.

Rahat uyumak ve enerjik uyuyabilmek için Yatsan ürünlerini keşfedin: Baza, yorgan ve başlık.