Mevsim sert ve kararlı kıştan ılıman ve her ihtimale kucak açan ilkbahara dönerken bir uyanış yaşamamız, başka türlü kıpırdanmamız tesadüf değil. Mitolojiye göre bu mevsim kavuşmayla başlıyor çünkü. Geçmişten bugüne
bu tatlı duygunun peşinde bir tura çıkıyor, noktayı da tabii ki temaya en uygun ilk aşk filmleriyle koyuyoruz.

İlkbahara gülümsüyoruz usulca. Doğa uyanıyor, biz uyanıyoruz. Kış ilkbahara teslim olurken, biz de duygularımıza teslim oluyoruz. Sahi yeni sayfayı yeni yılda mı ilkbaharda mı açıyoruz?
Tüm doğanın canlandığı bu mevsim Antik Yunan mitlerinde Demeter’in kızına kavuşmasıyla açıklanır.
Kronos ve Rhea’nın kızı olan Demeter tarımın, bereketin, mevsimlerin ve anne sevgisinin tanrıçasıdır. Demeter’in Zeus’tan olan kızı Persephone’dir. Poseidon’la birlikteliğinden olan Despoina ve at olarak doğan Arion da diğer çocuklarıdır.
Persephone yeraltı tanrısı Hades tarafından kaçırıldığında Demeter kahrolur ve toprakla ilişkisini keser. Bunun sonucunda bir kıtlık başlar. Uzunca süren kıtlığın ardından Zeus, Hades’ten kızını bırakmasını ister. Hades kabul eder etmesine ama Persephone’ye yeraltı dünyasından nar yedirir. Rivayete göre yeraltından meyve yiyen artık oraya bağlanır. Bu yüzdendir ki Persephone annesi Demeter’e kavuşsa da yılın 6 ayını Hades’in yanında geçirmeye devam eder.

Demeter ve kızı kavuşunca çiçekler açar

İşte, Demeter ve kızının kavuştuğu dönemlerde çiçekler açar, toprak bereketlenir ve yaşam döngüsü başlar, yani ilkbahar! Anne-kızın ayrı kaldığı dönemde ise her şey tekrar durur, doğa ölür; bu dönem de kış mevsimine işaret eder.
Kavuşmanın ilkbaharı başlatması… Demeter’in kızına olan ‘aşkı’nın bizlere yaşamı hediye etmesi…
Bu mit bana hep ilk aşkları hatırlatır. Hüzünlü, umut dolu, heyecanlı, bir o kadar da sancılı bir bekleyiş…Her zaman kavuşulamaz, bazen çok çabuk ayrılınır ama ilk aşkın coşkusu ve masumiyeti insana yeni bir hayat üfler. İlk aşk ilkbahar gibi yeniyi uyandırır.
O halde soru şu: Bir ilkbahar sabahı güneşle uyandın mı hiç, çılgın gibi koşarak kırlara uzandın mı hiç?
Heyecanlandınız değil mi?
Hadi o zaman, ilkbahar yağmurlarında girelim battaniyelerimizin altına, ilk aşkların anlatıldığı filmlerle o en taze ‘ben’i bir hatırlayalım…

My Girl / Kız Arkadaşım (1991)

11 yaşındaki Vada anneannesi ve babasıyla yaşar. Karşılaştığı zorlukları her zaman Thomas’la paylaşır. Thomas ve Vada her gün beraberlerdir. Vada çok sevdiği yüzüğünü kaybedince Thomas onu bulmak için hayatı pahasına arı kovanının olduğu ormana dalar. Arıların saldırısına uğrar ve hayatını kaybeder. Vada’nın Thomas’a vedası çocuk kalbinin saf, yalansız ve gerçeğin ta kendisi olduğunu ortaya koyan bir şiir gibidir.

Eagle vs. Shark / Kartal Köpekbalığına Karşı (2007)

Klasik bir romantik komedi yerine, özgün bir aşk filmi arıyorsanız hiç vakit kaybetmeyin. Asosyal Lily ile bilgisayar canavarı Jarrod bir kostüm partisinde tanışırlar. Film, Lily’nin sevgisinin gücüyle Jarrod’un kalbine ulaşmaya çalıştığı umut dolu bir yolculuk vaat ediyor.

Let the Right One In / Gir Kanıma (2008)

Vampir filmleri meraklıları toplansın. 12 yaşında bir çocuk, vampir olan başka bir çocukla nasıl dostluk kurar? Arkadaşlarının zorbalığıyla karşılaşan küçük Oskar, vampir Eli ile yakınlaştıkça korktuğumuz, tekinsiz ‘öteki’lere kapılarımızı aralayabiliriz.

 


One Day / Bir Gün (2011)

Üniversiteden mezun olduktan sonra 15 yıl boyunca her 15 Temmuz’da buluşan iki kişinin hüznüne, mutluluğuna tanıklık edebilirsinz.

 

 


The Shape of Water / Suyun Sesi (2017)

Konuşma engelli bir kadın, suyun altındaki bir canavarla romantik bir ilişkiye doğru gidebilir mi? 1960’lı yıllarda gizli bir laboratuvarda temizlik görevlisi olarak çalışan Elisa, âşık olmak bir yana, yaratığı kaçırır. Korkularımızın yersizliği, güvendiklerimizin sorgulanması gerektiğini bir sevgi üzerinden anlatan filmin yönetmeni Guillermo del Toro.

Eşiniz ve arkadaşlarınızla film izlemenin keyfini Yatsan televizyon koltukları ve puflarında çıkarabilirsiniz.