Sadece ben demiyorum, Türkiye’de Mayıs 2021’de yapılan Ruh Sağlığı Farkındalığı araştırması da böyle söylüyor. Gelin, detaylarda birlikte gezinelim…
uyuyan kadın görseli

 

Yaklaşık bir yıldır Medyascope kanalında İyi Uyku İyi Hayat programlarını yapıyorum. Aynı kanalda sıklıkla program yapan, konuk olan Sayın Can Selçuki’nin İstanbul Ekonomi Araştırma şirketi çok güvendiğim ve beğendiğim araştırmalar yapıyor. Bunlardan biri olan, Mayıs 2021 tarihli Ruh Sağlığı Farkındalığı çalışması beni derinden etkiledi.

Araştırmaya göre nüfusun yüzde 61’i haftada en az 3-4 kez geleceğe karşı umutsuz hissediyor. Yüzde 43 neredeyse her gün umutsuz. Yüzde 57 küsuru aynı sıklıkta kaygı hissine kapılıyor. Ve nüfusun tam yarısı, her iki Türkiye vatandaşından biri uyku sorunları yaşıyor.

Bu travmanın, travma sonrası stres bozukluğu olmayacak mı?

Diyeceksiniz ki; memleketin fitoplanktonları bile strese girmiş, koskoca Marmara Denizi’ni salyaya boğmuş, insanların kaygı yaşamaması mümkün mü?

Ülkemizin içinde bulunduğu problemleri hepimiz gibi ben de biliyor ve yaşıyorum. “İşsizlik, yoksulluk başta olmak üzere devasa ve yaşamsal sorunlarla uğraşan bir ulusun endişe ve umutsuzluğa kapılması, bunun da uykusunu etkilemesi doğal” diyeceksiniz. Haklısınız. Bunun bir ‘toplu depresyon’ durumu olduğu konusunda anlaşalım o zaman.

“Peki ne yapacağız” sorusuna gelmeden önce bir şey daha eklemek zorundayım. Bir yılı aşkın süredir COVID-19 salgınıyla uğraşıyoruz hep beraber. Dile kolay; bir yıldır ölüm korkusuyla yaşıyoruz. Sevdiklerimizin ölmesinden korkuyoruz. Pek çoğumuz yakınlarımızın, yakınlarımızın yakınlarının kaybını izledik. Cenaze insanlık tarihinin en eski ve en önemli ritüelidir. Cenazeler oldu, katılamadık. İki-üç kişiyle defnedilen cenazelerin dramını yaşadık.

Tüm dünya insanları olarak 400 gündür kendi düşük yoğunluklu çatışmamızı yaşıyoruz. Bu bizim Vietnam Savaşı’mız… Kimselere sarılıp da destek alamadığımız ortak travmamız. Her travmanın olduğu gibi bunun da bir ‘travma sonrası stres bozukluğu’ olacak. Bu Vietnam’ın da sendromu yaşanacak, kaçınılmaz olarak…

Aşı olacağız, sosyalleşmeye başlayacağız, her şey geçmişteki gibi olacak, daha iyi hissedeceğiz… Ta ki iyi hissetmeyene kadar! Birçoğumuz için bu dönem izler bırakacak, iyileşme zamanla olacak.

Zaten biriken, katmerlenen problemlerle toplu bir depresyonu beslerken, üstüne yaşadığımız bu 400 günlük travma, işte yukarıda bahsettiğimiz araştırmadaki sonucu yarattı. Umutsuzluk, kaygı ve uykusuzluk…

Uzmanlar diyor ki…

Diyebilirsiniz ki; bu depresyonu ve travmayı ortadan kaldırmanın yolu, sebepleri ortadan kaldırmak değil midir? Bir noktadan sonra insan bir sarmala girebiliyor. Yani içine girilen üzüntü ve yas hali, umutsuzluk ve kaygı duygusu; beraberinde içe kapanma, düşük enerji, yeme bozuklukları ve hemen her zaman uyku bozukluklarını beraberinde getiriyor. Bu fiziksel durumlar ise üzüntü, yas, kaygı ve umutsuzluğu besliyor. Bu sarmalı kırabilmek zor ama mecburuz.

İçinde bulunulan durumun vahamet seviyesine göre yapılması gerekenleri uzmanlar sıralıyor:

  • Profesyonel psikolojik destek almak. Araştırmaya katılan deneklerin yüzde 13’ü daha önce destek almış, yüzde 4.5’u da halen alıyor (Doğrusu beklediğimden yüksek; ‘Kırmızı Oda’ etkisi olabilir mi?)…
  • *Yaşadıklarımızı, hissettiklerimizi sevdiklerimizle, arkadaşlarımızla konuşmak, paylaşmak. Pek çok açıdan benzer şeyleri yaşadığımız şu ortamda bizi yargılamayacak dostlarımızla güvene dayalı ilişkileri pekiştirmek. Kısacası birbirimize destek olmak.
  • Düzenli egzersiz yapmak. Özellikle düşük yoğunluklu egzersizler mutluluk hormonu salgılatmanın yanında, uyku için de iyi bir yardımcı.
  • Açık havaya, güneş ve doğaya dönmek. Japonların Shinrin-yoku felsefesinde ‘doğayla banyo yapmak’ dedikleri gibi, geldiğimiz yer olan tabiata, doğa ananın bağışlayıcı kollarına dönmek her zaman iyileştirici bir etki yapıyor.
  • Tabii ki uyku düzenini yeniden kazanmaya çalışmak

Eviriyon çeviriyon, lafı uykuya getiriyon!

Konu yine uykuya geldi. Ama bir okuyun, hak vereceksiniz:

Uyku ve rüya araştırmalarında çok önemli bir kişilik olan Rosalind Cartwright, namı diğer The Queen of Dreams (Rüyalar Kraliçesi), uykunun, özel olarak REM uykusu sırasında görülen rüyaların duygusal yaraları iyileştirme gücü olduğunu ispatladı.

Cartwright, duygusal olarak çok çetin zamanlardan geçen, zor boşanma ve ayrılıklar yaşadıktan sonra yoğun depresyon belirtileri gösteren insanlardan bir denek grubu oluşturdu. Bu kişilerin rüyalarını topladı ve inceledi. En az bir yıl süren takip değerlendirmeleri sonucunda şu sonuca ulaştı: İyileşme belirtileri gösteren denekler sağlıklı uyku rejimiyle rüyalarında bu travmalarıyla ilgili rüya görenlerdi. Acı verici deneyimlerle ilgili rüya görmeyenler ise iyileşemiyor, gittikçe depresyona gömülüyorlardı.

Cartwright’ın bulgularına göre sadece uyumak değil, REM uykusu değil, tek başına rüya görmek de değil; o acı veren deneyimlerle ilgili görülen rüyalar iyileşmeyi sağlıyordu.

Tabii ki uykunun depresyonla mücadele konusundaki tek rolü, rüyaların tedavi edici etkisi değil. 8 saat ve üzerindeki uykunun iyileştirici, enerji verici, güçlendirici katkısını bildiğimiz kadar, 6 saatin altındaki uykunun psikolojimize yansımalarını da biliyoruz: Yorgunluk, isteksizlik, psikolojik dengesizlik (aşırı tepkiler, hırçınlık, sinirlilik, sabırsızlık)… Tam da yukarıda bahsettiğimiz gibi, uykusuzluk işte bu etkiler yoluyla depresyon sarmalını besliyor. Depresyon da uykusuzluğu…

Bu depresyon sarmalından nasıl kurtuluruz?

Peki ne yapmalı? Sarmalı kırmak için, içinde bol rüya olan düzenli uykulara geri dönmeli:

  • Psikolojik destek uykuyu da destekleyebilir.
  • Yatma-kalkma saatlerini mutlaka düzene sokmalı.
  • Gün içinde anlamsız saatlerde uyumamalı.
  • Egzersiz ve doğa yürüyüşlerinin faydasından yararlanmalı.
  • Meditasyonun uykuya dalma ve bölünmeden uyuma konusundaki faydası ispatlanmış durumda. Özellikle zihnini dindiremeyen ve yatakta kaygı dolu düşüncelerle dönüp durarak uyuyamayanlar için uyku öncesi meditasyonu tavsiye ederim.
  • Akşam saatlerinde alkolden kesinlikle uzak durulmalı. Çünkü alkol rüya uykusunu etkiliyor. Ama bizim iyileşmek için rüya görmeye ihtiyacımız var.
  • Kahve bu noktada alkolden biraz daha masum olsa da yine de saat 14.00’ten sonra içilmemesi, uykumuz düzene girene kadar çok önemli.

Sonuç olarak, ülkemiz de biz de sonunda iyileşeceğiz. Birlikte iyileşeceğiz. İyi uyku, bizim gizli silahımız.
Bu vesileyle 15 Ocak 2021’de 98 yaşında aramızdan ayrılan ‘Rüyaların Kraliçesi’ Rosalind Cartwright’ı da anmış olalım. RIP, The Queen of Dreams…

Araştırmanın aslına ulaşmak için: https://www.turkiyeraporu.com/arastirma/ruh-sagligi-farkindaligi-4682/