Yatak odasını bir çalışma alanı olarak kullanmanın, biyolojik saate zarar vermekten libido eksikliğine kadar pek çok sakıncası var. Nasıl işyerinizde sevişmiyorsanız, yatak odanızda da işe ara vermelisiniz.

2020’nin neredeyse tamamına damga vuran, hâlâ da hayatlarımızın ritmini belirleyen pandemi süreci bildiklerimizi unutturdu, yeni kurallar dayattı. Bunlardan biri de çalışan nüfusunun önemli bir bölümünün kademeli olarak ev-ofis düzenine geçmesi oldu. Bu keskin tarz değişikliği sırasında “Nasılsa evdeyiz”, “Ne de olsa bilgisayar yanımda” denilerek çalışma saatleri önce dibine kadar esnetildi, sonra da fark etmeden neredeyse bütün güne yayıldı!
Evlerin her köşesi gibi yatak odaları da bundan nasibini aldı tabii. Zoom toplantısına kamerayı kapatıp yataktan bağlanabilmek başta bir lüks gibi görünse de zamanla esarete dönüştü. Şimdi hasar tespit ve onarım zamanı…
Her şeyden önce, yatak odasında çalışmak, uyku alanına işle ilgili tüm sorunları ve kafa karışıklıklarını taşımak anlamına geliyor. Teslim tarihi yaklaşan ya da yetişmeyen işler, gevşemeniz gereken anlarda bile bir hatırlatıcı aracılığıyla karşınızda duruyorsa stres kaynağınızı asla kapalı duruma getirmiyorsunuz demektir. Bunun genel uyku düzeninize yapacağı olumsuz etkileri tahmin etmek zor değil. En azından her günün sonunda işle ilgili malzemeleri yatak odanızın dışında toplayıp onlarla vedalaşın ve yatmadan önce rahatlamak için kendinize biraz zaman yaratın.

Belki alışman lazım…

Yataktan çalışmaktan etkilenen tek şey uyku değil tabii. Middlesex Üniversitesi psikologları Katie Anderson ve Deborah Bailey-Rodriguez, pandemi döneminde bazı çiftlerin, birlikte daha fazla zaman geçirdikleri için öncesine oranla daha fazla seks yaptıklarını bildirdiklerini söylüyor. Ancak yine hatırı sayılır bir kesim de, küçük alanda sürekli birlikte yaşamanın ve özel hayatla çatışan iş rutinlerinin cinsel hayatlarını baltaladığını belirtmekte.
İki uzman, “Aynı kişiyle bütün gün aynı yerde olmak binlerce yıllık evrime aykırıdır, bu yüzden kendinize şefkatli olun” diyerek uyarıyor: “İster daha çok, ister daha az seks yapıyor olun; ortada alışmanız gereken büyük bir değişiklik var.”
Cinsel istek büyük ölçüde çevresel etmenlere duyarlı bir dürtü. Çalışıyorsak, anne-babaysak, gevşemeye ihtiyaç duyuyorsak ve üstüne üstlük tüm bunları yapmaya çalıştığımız alanda uyuyorsak, şartlar bağlamı çabucak değiştirip seksi rollerimize bürünmeyi zorlaştırabiliyor.
İlişki terapisti Kate Moyle, bu geçişi rahat yapabilmek için yatak odası ortamını değiştirmenizi öneriyor: “Farklı duyulara hitap etmeyi düşünün. Yatak odası aydınlatmasını, kokusunu, giydiğiniz kıyafetlerin dokusunu değiştirin, hatta yerde yumuşak bir yatak alanı yaratın.”
Şimdi bilgisayarınızı, not kâğıtlarınızı, teslim tarihlerinizi, kısacası ofisinizi yatak odası kapınızın dışında bırakın ve kendinizi ‘yeni normal’in seks hayatına alıştırın.